Ben bir gar saatiyim küçük bir istasyonda bekleme salonunda eğer bir kaç yolcu varsa ve gün aşırı gelen posta hiç rötar yapmazsa değmeyin mutluluğuma Ben bir gar saatiyim küçük bir istasyonda bekleme salonunda hiç yolcu olmasada zamanının dolmasını bekleyen

Reklamlar

Dönüyorum Geriye Giyotinler bilenmiş Dar ağaçları kurulmuş Son arzular sorulmuştur Şarjörler takılmış Nişan alınmış Kurşun namluya sürülmüştür Başlıyor ön yargılı infazlar Şimdi zaman Saatli bir bombanın Tik tak sesleridir Korkunç ve çileli Karlı gecenin ateşinde Umut denilen yorgun gemide Gurbet türküleriyle Dönüyorum geriye Demli bir sevdanın buruk tadı yüreğimde Hayatı seçiyorum Ölümün eşiğindeYa beklemiyorsan

<img src="https://hayatakisi.files.wordpress.com/2018/08/img_4066.jpg&quot; class="wp-image-3897 size-full" height="1″>😘hayat iste donuyom geriye

Hadi gel paylaşalım. senle her şeyi Dünyamda ne varsa yarısı senin,, Kadehin sahibi kutsal şişeyi Sunsamda içimde.. yarısı senin, Yürekte sevgi yoksa sevdadan yana Ama bilesinki meftunum sana Vijdana sorsalar ne denir buna Kaderim sen isen yarısı senin Sunduğum çiçeğim gül deste deste Şiirlerim senin için olsada beste Bir ihtişam vardı bugünkü seste Şarkılar ağlıyor yarısı senin Sofrada yer varsa bölsek aşını Görmek istemezsende.gözüm yayışını Vursalarda bu kulun gövde başını Yaşamları sevsekte yarısı senin Yazdığım şiirler gelsede aşka Senin gülüşlerin çok daha başka Hoş geldin kadınım yaralı köşke Sevabımda ne varsa hepside senin

YALNIZCA ÖZLERSİN İŞTE Eskiler yıkılmaya Var sanılanlar yok olmaya Zamanlar geçmeye mahkum Hafızalarda yaşananlar hatırlandıkça Buruk bir mutluluk oluşur içinde O günleri özler yanarsın Ve yandıkça için kanar ağlarsın Hasretine sardığın yılların arasında Özel sırlarını saklarsın Masum çocukluğun tebessüm eder yüzünde. Sonsuzluğa yolcu ettiğin sevdiklerin Bağrına basıp başını okşarken Gözlerin buğulanır İçinden gelen bir ah ile Yüreğinde fırtınalar kopar Umutsuzca özlersin Geri gelmeyeceğini bilerek Yalnızca özlersin işte

EY NAZLI YAVRUM!.. Ey nazlı yavrum, unutmam seni, aylar, günler değil, geçse de yıllar! Yakdı, mahv eyledi, ayrılık beni, çıkar mı gönülden, o tatlı diller? Kıyamaz iken hiç, öpmeğe tenin, şimdi ne hâldedir, nâzik bedenin? Andıkca her zemân, gonca dihenin, yansın âhım ile, kül olsun güller! Tegayyürler gelip, güzel cismine, döküldü mü, siyâh kaşlar yüzüne? Sırma saçlar, dağıldı mı üstüne, sarardı mı, kokladığım sünbüller? Temiz rûhun, Cennetine uçdu mu? gül yanağın, tatlı yüzün soldu mu? Çürüyüp de, şimdi toprak oldu mu, öpüp kokladığım, o pamuk eller.

HANIMLARIN ORTAK DERDİ: BU GÜN NE PİŞİRSEM? Fasulye, nohut kolay pişmez. Sarma sarsam, sar sar bitmez. Kadınların bu çilesi bitmez. Bugün ne pişirsem? Pırasa, lahana kocam sevmez. Patlıcan, kabak çocuklar yemez. Makarna, menemen her gün yenmez. Bugün ne pişirsem? Beyaz et hormonlu. Kırmızı et pahalı. Pastırma desen çok havalı. Bu gün ne pişirsem? Börek, katmer diyete dokunur. Bulgur pilavı mideme oturur. Kızartma tansiyona dokunur. Bu gün ne pişirsem? Sabah, öğle, akşam bu ne bitmez dertdir. Erkeklere çok komik gelir. Kadınların beynini kemirir Bu gün ne pişirsem? En iyisi bir çay koyam. İki de yumurta kıram. Konu, komşu, eş, dost neler pişirmiş, Gidip Facebook’a bakam. – Rabbim başka dert vermesin.